Öksüzler Treni’ne Dair

Bir zamanlar birbirinden üzücü hikayelerle ailesini kaybeden küçük yaştaki çocukların ve hatta bebeklerin, yeni ailelere kavuşturulması amacıyla farklı şehirlere, kasabalara taşındıkları tren, Öksüzler Treni.

0000000611894-1

İlk bakışta ‘kimsesiz çocuklara aile bulma’ fikri kulağa hoş gelse de, onlar çoğu zaman sahiplenen, koruyan, kollayan ailelere değil, ücretsiz işçi, temizlikçi, köle olmaya gidiyorlar. Kitapta insan yerine koyulmamanın, küçük yaştaki büyük sorumlulukların, ufacık insanlıklara duyulan büyük minnetlerin, aşağılanmanın, çaresizliğin, sabrın sınırlarının, mücadelelerin hikayesi var. Bazen acımasız insanların kötü sonu, bazen iyi insanların içindeki acımasızlıklar, bazen güzel tesadüfler ile heyecanla okunan bir roman olmuş. Tabi kitap genel olarak içinizi sızlatsa da zaman zaman yüzünüzü de güldürüyor merak etmeyin 🙂

Bence sahip olduklarınızın değerini hatırlamanız için Christina Baker Kline’dan harika bir seçim!

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

Reklamlar

Adsız Kahraman’a Dair

Suzanne Brockmann’ın Adsız Kahraman isimli romanı aksiyon dolu olduğuna inanarak okumaya başladığım ama daha ziyade ikili arkadaşlık ve aşk hikayelerine dayalı bir roman. Kitabın esas konusu olarak belirtilen aksiyonlar yoğun olarak yaklaşık son 50 sayfada ancak karşınıza çıkıyor. Bunun dışında kitap genel olarak üç hikayeyi birleştiriyor denebilir. Ama özellikle aşk hikayelerini sevenler için akıcı bir tatil kitabı olduğunu söyleyebilirim. Heyecanla kesinlikle okumalısınız diyemiyorum ancak kendini okutan kitaplardan biri.

select

 

Suzanne Brockmann aslında bir çok eseri olan ve kahramanlık-aşk hikayelerini birleştirmeyi seven bir yazar.  Tatil günlerinizde hayal gücünüzü çok yormadan, hızlı akan kitaplar arıyorsanız tercih edebilirsiniz.

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

Kayboluş’a Dair

0000000347444-1.jpgBilim-Kurgu sevenler hemen edinip okumaya başlasın! (: Hayal gücünün sınırlarını çok zorlayan kitaplardan biri. Kitabı bir buçuk günde bitirdim ve sanırım Ken Grimwood’un diğer kitabı olan Sil Baştan’ı da ilk fırsatta alıp okuyacağım. Hikaye o kadar kurgu, o kadar gerçekten uzak, özellikle sonu o kadar fantastik bitiyor ki, bu tarz romanları sevmeyenleriniz ‘saçmalık’ diyip bir kenara atabilir. Ancak ben gerçek olamayacak, hayal gücünü zorlayan hikayeleri okumayı da ayrı bi seviyorum. Özellikle de bu kitap kadar hem kolay ilerleyen, hem de inanılmaz sürükleyici, merakla okutan hikayeleri..

Kitabın çok sevdiğim bir yanı da yazı boyutunun ve sayfa renginin okumaya çok elverişli olması. Sanırım bu tercihler yapılırken ‘nasılsa okuyucu saatlerce elinden bırakamayacak, bari gözlerini olabildiğince yormayacak şekilde basalım’ diye düşünülmüş olabilir 🙂

“Hayatınızı başka bir insanın bedeninde yaşasaydınız…” Merak ediyorsanız ve bilim-kurgu seviyorsanız bu kitap mükemmel bir haftasonu tatili tercihi olabilir.

Son olarak kitapta hikayeye bağlı olarak epilepsi hastalığı ile ilgili bilgiler de saklı, dikkatinizi çekebilir.

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

Amaç’a Dair

Amaç ve Hız  Jeff Cox ve Eliyahu M. Goldratt (ilk kitabın ikinci yazarı) tarafından yazılmış, seri sayılabilecek, birbirini tamamlayan iş romanlarıdır. Bu iki kitap günümüzün rekabete dayalı iş dünyasında çok çok önemli hale gelen iyileştirme, geliştirme, mükemmele yaklaşma konularının yöntemlerini ve temel yaklaşımını basite indirgenmiş örneklerle çok güzel bir açıklıkta anlatmaktadır. Alanımla doğrudan ilgili olan ve o zamanlar yalnızca ders notu olarak okuduğum Kısıtlar Teorisi ve Yalın Düşünce yaklaşımını hikaye tadında örneklerle okumak çok eğlenceli ve faydalı oldu. Ben bir endüstri mühendisi olarak özellikle endüstri mühendisleri olmak üzere tüm mühendislerin, mümkünse öğrencilik dönemlerinde mutlaka ve mutlaka okumasını öneririm. Şahsen kendim de öğrencilik dönemimde kitaplarımı elden ele birçok bölüm arkadaşımın okuması için paylaştım. Öyle ki şu an kimde olduklarını hatırlayamıyorum bile 🙂 

İş romanı türü sizi sıkıcı olduğu ön yargısına sürükleyebilir. Ben de kitaba ilk başlarken “ders kitabı” gibi yaklaştığım için  keyif almayacağımı yalnızca öğretici olacağını düşünmüştüm. Ancak bir iş romanı bu kadar sürükleyici olabilir miydi? Çok kısa bir zamanda heyecan ve merakla tamamladım kitabı ve hemen ikinci kitabını temin ettim. Henüz çalışma deneyimim yokken bu kitaplar sayesinde teorik bilgimin örneklerini okudum ve temel yaklaşımları çok basit, açık örneklerle kavradım.

Özellikle yeni mühendis meslektaşlarıma ya da adaylarına kesinlikle ve kesinlikle okumalarını öneriyor, öğrenirken çokta keyif alacaklarını temin ediyorum.

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

İki Şehrin Hikayesi’ne Dair

Londra ve Paris, Fransız İhtilali, tarih, kölelik, soyluluk, acımasızık, vahşet, devrim, karşılıklı ve karşılıksız aşklar, bu uğurda yapılan büyük fedakarlıklar… Dünya Klasiklerini çok sık okumamakla beraber en sevdiğim romanlardan biridir.

kitap_1074001

“Tüm zamanların en iyisiydi, tüm zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana.” Charles Dickens bu cümlelerle başladığı romanında Fransız İhtilali’ni iki boyutla ele almıştır. Soyluların değersiz gördüğü halkın, soylulara gitgide bilenmesi ve devrimin başlaması daha sonra da acımasızlığın halkın eline geçişini anlatıyor. Kimisinin derin nefretini, öfkesini, kimisinin derin korkusunu, çaresizliğini, kimisinin aşkını, sevgisini, sürükleyici bir olay akışı ve eşsiz cümleleriyle anlatıyor. Son sayfayı da çevirdiğinizde bir iki dakika bekleyip sindirmeye çalıştığınız hikayelerden ve klasiklerin arasında mutlaka okunması gereken kitaplardan. Charles Dickens romanı için” yazdığım en iyi hikaye” demiştir.

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

Mart Menekşeleri’ne Dair

Dün öğlen başladığım ve saatlerdir aralıksız okuyup son sayfasını henüz kapattığım kitap… Bu tarz kitaplara, yani çiçekli isimleri ve kapakları olan, insana sıradan aşk hikayeleri sunduğu izlenimi veren kitaplara her zaman ön yargılarım olmuştur aslında. Daha doğrusu ilk tercihim olmazlar. Ama bu kitap beni gerçekten çok etkiledi. Büyük bir aile sırrı, bu sırrın altında yatan olaylar zinciri, sırrın açığa çıkışı ve etkileri… Kitabı bitirir bitirmez bu yazıya başladım ve şu an yazarken anımsadıkça ‘acaba gerçek mi?’ diye sorgulamadan edemiyorum. Halbuki böylesine bir aşk hikayesi gerçek olsaydı ‘acaba kurgu mu ?’ diye düşünmek daha mantıklı olurdu.

0000000414773-1

Sarah JIO bu kitabıyla (ilk kitabı)  Library Journal en iyi kitap ödülünü almış. Kitap birden fazla hikayeyi bir noktada kesiştiriyor ve bunu yaparken size inanılmaz bir duygu yoğunluğu yaşatıyor. Hikayenin sonuna bir umutla sürükleniyorsunuz. Söylemek istediğim birçok şey var ancak okumak isteyenlerin elinden merak duygularının peşinde sürüklenme zevkini almak istemiyorum.

“Ben ona ihanet ettim. Ama inan, bana geleceğine dair tek bir umudum olsaydı, tüm hayatımı ona adamamı isteseydi benden…orada asla olmazdım. Lakin zamanlamamız çok kötüydü. Bizim zamanlamamız her zaman çok kötüydü.”

Öyleydi sahiden..

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.

İhanet Noktası’na Dair

Dan Brown kitapları arasında en sevdiğim ve hatta mutfağa su içmeye giderken bile

ihanet-noktasikoridordan okuyarak yürüdüğüm kitabı. Bir sonraki sayfaya geçmek için acele ettiğim, film izler gibi okuduğum kitaplar arasında en sevdiklerimden biri. Hani kitabın sonunda ‘Nasıl yaa!’ diye kalakaldığımız kitaplardan.

Herkes kitap okumayı sevmez. Özellikle bizim ülkemizde en popüler hobi değil maalesef.(DESAM raporuna göre Türkiye’de kitap okuma oranı %0,01 )Kimisi karakterleri tanıyıp hikayeye geçene kadar sıkılıp bırakıyor kitabı elinden, kimisi filmi varsa neden okumakla zaman kaybedeceğini düşünüyor. Ama Dan Brown romanlarının ilk 50-75 sayfasını (karakterler, olay yeri vs. tanıtma, hikaye başlangıcı) atlattıktan sonra son sayfalara ne zaman geldiğinizi fark edemeyeceğiniz kitaplardan. Tek yapmanız gereken ilk sayfaları kendinizi kitaba karşı soğutmadan, ara vermeden okumak. Ayrıca Dan Brown’ın filme uyarlanan kitapları (Da Vinci Şifresi ve Cehennem), iki-üç saatlik bir filmin asla gözlerinizi sayfadan ayıramadan tüm ayrıntıları ve hayal gücünüzle okumanın zevkini vermeyeceğinin kanıtıdır. Ben bir filmin kitabı var ise eğer, asla önce filmini izlemeyi tercih etmiyorum. Özellikle Göçebe, Açlık Oyunları serisi ve Dan Brown kitapları bu konudaki tutumumu onaylar nitelikte.

Ben Dan Brown’ın bütün romanlarının, kitap okumayı en sevmeyen insana bile sevdirebileceğini düşünüyorum. Kimi kitaplar insanlara bir hikayeden fazlasını verir. Bu tip romanların sadece zaman geçirmeye yaradığını düşünüp tercih etmeyenler olabilir ya da kitap okumayı sadece güzel zaman geçirmek için bir aktivite olarak görenler özellikle böyle romanları tercih ediyor olabilir ama bana kalırsa her kitapta öğrenilecek bir şeyler vardır. Hiçbir kitabın zaman kaybı olduğunu düşünmem ben. Arkadaşlarımın da benden kitap ödünç almak için ‘Dan Brown kitapları gibi’ diye sorduklarını düşününce güzel, heyecanlı saatler geçirmek ve okumayı sevmek için müthiş seçimler olduğunu düşünüyorum.

İhanet Noktası da sırlar çözülüp sizi bambaşka sonuçlara ulaştırırken kendinizi kaybedeceğiniz bir roman..

Sevgilerle…

Yazar hakkında bilgi edinmek için tıklayınız.